Sinema
Kategori Sinema

 

Kuzey Amerika'nın ilk Türk belgesel ve kısa film yarışması niteliğindeki Boston Belgesel ve Kısa Film Yarışması'nın sonuçları açıklandı.
 
Jüri üyeliklerini Harvard Film Arşivi'nin Direktörü Haden Guest, Phoenix Gazetesi'nin film editörü Peter Keough, Boston Güzel Sanatlar Müzesi'nin film küratörü Carter Long gibi film konusunda saygın isimlerin yaptığı yarışmada, seyirciler de “En İyi Belgesel” ve “En İyi Kısa Filmleri” belirlemek için oy kullandılar. Bu yıl yarışma filmleri, Boston Güzel Sanatlar Müzesi ve Boston Üniversitesi'nin yanı sıra ilk kez Goethe Enstitüsü'nde de gösterildi.
 
Bu yıl 7'ncisi düzenlenen ve 36 filmin finalist olduğu yarışmada En İyi Kısa Film Ödülü, yönetmenliğini Serhat Karaaslan'ın yaptığı “Musa” ve yönetmenliğini L. Rezan Yeşilbaş'ın yaptığı “Sessiz” (Be Deng) adlı kısa filmler arasında paylaşıldı.
 
En İyi Belgesel Ödülü ise yönetmen Aysun Bademsoy'un “Namus” (Ehre) adlı belgeseline verildi.
 
Seyirci ödüllerini, belgesel film dalında yönetmen Hüseyin Karabey'in “Bir Hayatı Masal Gibi Anlatmak” adlı filmi, kısa film dalında yönetmen Koray Sevindi'nin “Ekmek” adlı filmi aldı.
 
Yarışmada bu yıl da özel mansiyonlar verildi. Kısa film dalında özel mansiyona değer bulunan filmler Abdurrahman Öner'in “Buhar” ve M. Cem Öztüfekçi'nin “Nolya” adlı filmleri oldu.
 
Belgesel dalında ise Bülent Öztürk'ün “Beklemek”, Mizgin Müjde Arslan'ın “Ben Uçtum Sen Kaldın”, Bingöl Elmas'ın “Evcilik”, Hüseyin Bulut'un “Rastgele Orsa”, Savaş Karakaş ve Sibel Goloğlu Mesci'nin “Son Süngerci”, Ebubekir Çetinkaya'nın “Yuva” adlı filmleri özel mansiyona değer bulundu.
 
Gelecek yılın yarışma başvuruları 1 Şubat 2013'te başlayacak.
 
1964'ten beri faaliyet gösteren Boston merkezli New England Türk Amerikan Kültür Derneği'nce (TACS-NE) düzenlenen yarışmanın ana sponsorluğunu New York Kültür ve Tanıtma Ataşeliği, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü, Turkish Cultural Foundation (TCF) ve Türk Hava Yolları yapıyor.
 
 
Kaynak: hurriyet.com.tr
Kategori Sinema
YEŞİLÇAM'ın ünlü oyuncularından Arzu Okay, sinemayı çok özlediğini ancak dönmeyi düşünmediğini söyledi.
 
Saklambaç Gazetesi'nin yarışmasını kazanarak Zeki Müren ile fotoroman çeviren, 15 yaşındayken sinema güzeli seçilen ve 100'den fazla filmde oynayan Arzu Okay, Erzurum'da geçen hafta düzenlenen Uluslararası Dadaş Film Festivali'ne katıldı. 23 yaşında sinemayı bırakarak Paris'e yerleşen ve ticaretle uğraşan 57 yaşındaki Arzu Okay, sinemayı çok özlediğini ancak kalbinin kırıldığını söyledi. Uzun süre teklif geldiğini belirten Arzu Okay, "Film seyrederken eski günleri çok özlüyorum. Bazen kendimi kaybediyorum ve bakıyorum ki o oyuncuyla beraber oynuyorum. Sinema tabii ki benim gönlümde yer alan bir meslek ama bir kırılınca insanın kalbi kolay kolay yerine gelmiyor. Bu kadar seneye rağmen ben hala toparlayamadım. Sinema çok güzel ama geri dönmeyi düşünmüyorum. Gönlümde yatan bir şey olursa belki düşünebilirim. Uzun yıllar boyunca teklif geldi ama artık gelmiyor. Hepsini reddettim. İnsanlar haliyle bıktı benimle uğraşmaktan. Genç oyunculara nasihat yerine kendi fikrimi söylerim. Çünkü herkes kendi doğrusunu kendi buluyor. Hayatın içinde o da düşe kalka oluyor. Festivalde izlediğim filmlerde genç oyuncuların çok güzel yetiştiğini gördüm. Ben onları seyrederken bile keyiften ölüyorum" diye konuştu.
 
Uluslararası Dadaş Film Festivali'nde sunuculuk yapan Arzu Okay'ın 26 yaşındaki ressam kızı Eda Su Neidik, Fransa'da Güzel Sanatlar okuduğunu ve oyunculuk eğitimi aldığını söyledi. Annesi Arzu Okay'ın kısa sürede 100'den fazla film çektiğini ve başarılı işlere imza attığını belirten Eda Su Neidik, "Onunla gurur duyuyorum. Annemin bütün filmlerini izlemedim açıkçası. En meşhurlarını izledim. Bazen evde televizyon izlerken annemin fimleri çıkıyor 'Aaa annem' deyip kanal değiştiriyorum. Annemle gurur duyuyorum. Annem 15- 23 yaş arası 107 film çekmiş. İnanılmaz şeyler başarmış o yaşa kadar. Ben 26 yaşındayım ama onun kadar başarılı olamam bu yaştan sonra. Ben de annem kadar doğru yerlere gelmeyi düşünüyorum" dedi.
 
Kaynak:bugun.com.tr
Kategori Sinema
Rio Soygunu'nun dünya çapındaki gişe başarısının üstüne inşa edilen, aksiyonu, akrobasiyi ve hikayeyi daha da yükseklere çıkaran Hızlı ve Öfkeli serisinin altıncı halkası izleyiciyle buluştu.
 
Dördüncü kez yönetmen koltuğunda Justin Lin'in oturduğu Hızlı ve Öfkeli 6, Vin Diesel ve Paul Walker'ın sinema tarihine soygun ve araba kovalamacası olarak geçen ünlü serisinin son halkası. Çekimleri İspanya ve İngiltere'de gerçekleştirilen film bir anlamda kaldığı yerden devam ediyor.
 
Dom ve Brian'ın, Rio soygunu oldukça kilit bir ismin çetesini çökertip ekibe 100 milyon dolar kazandırdıklarından itibaren çok paraları olsa da aileden ve yuvadan uzak hayat bir süre sonra zor gelir. Bu arada Hobbs dünyada 12 ülkeye yayılmış bir suç organizasyonu araştırmaya başlar. Bu örgüt her biri birer ölüm makinesi olan paralı askerlerden oluşmaktadır ve örgütün ikinci lideri ise Dom'un öldüğünü sandığı eski aşkı Letty'den başkası değildir. Adamlarla kapışmanın tek yolu onları kendi seviyelerine, yani sokaklara çekmektir. Hobbs, Dom'a takımını Londra'da yeniden toplamasını teklif eder, karşılığında ise haklarındaki tüm dava dosyaları ve suçlamalar düşürülüp eve geri dönmeyi, ailelerine kavuşmayı vaat eder.
 
Tekrar izlemek isteyeceksiniz
 
Hızlı ve Öfkeli serisinin değişmeyen isimlerinden Vin Diesel, filmi sadece bir aksiyon şöleni olarak görmemek gerektiğini belirtiyor. Ünlü oyuncu şunları söylüyor: "Geçmişe dönüp her şeyin nasıl bağlandığını görebilmek sevindirici. Hızlı ve Öfkeli 6'yı izlediğinizde geri dönüp diğer filmleri tekrar izlemek isteyeceksiniz. Yanıtları verebildiğiniz, önceki filmlerdeki sahnelere ışık tutabildiğiniz, geleceğe dair sözler verebildiğiniz zaman film yapımı çok hoş olur. En iyi örnek, bir destanla izleyicisinin birlikte eğlenmesidir ve bizim yaptığımız da tam olarak bu."
 
Hızlı ve Öfkeli 6
Yönetmen: Justin Lin
Oyuncular: Dwayne Johnson, Vin Diesel, Paul Walker, Luke Evans
 
Iceberg'in diğer yüzü
 
Mira Nair'in yönetmen koltuğuna oturduğu Zoraki Radikal'de, Wall Street ve Amerikan rüyasının beklenenin ya da düşünülenin aksine pembe ve hayal dolu görünümünün ardında aslında birçok vazgeçiş ve başarının kaybedilmesi anlatılıyor.
Kate Hudson, Liev Schreiber, Kiefer Sutherland ve Nelsan Ellis'in yanı sıra Haluk Bilginer'in rol aldığı filmin konusu kısaca şöyle: Cengiz Khan, geleceği parlak, yetenekli, Pakistan doğumlu bir gençtir. Üniversiteden mezun olduktan sonra analist olarak başarılı bir kariyer yapar. Aşkı güzel fotoğrafçı Erica'da bulur, fakat 9 Eylül saldırılarından sonra hayatı altüst olur. Amerika'daki ırkçı önyargılarla karşı karşıya kalınca memleketinde radikal bir üniversitede profesör olur.
 
Zoraki Radikal
Yönetmen: Mira Nair
Oyuncular: Kate Hudson, Liev Schreiber, Kiefer Sutherland, Nelsan Ellis
 
Guantanamo'da 5 yıl
 
Murat Kurnaz'ın 2007 yılında yayımladığı "Hayatımın Beş Yılı" adlı biyografisi, genç Alman yönetmen Stefan Schaller tarafından filmleştirildi ve "Fünf Jahre Leben/Be  Y?l Ya am" adı altında dün Alman sinemalarında gösterime girdi.
 
Kurnaz, beş yıl boyunca adından söz ettirdi. Bir dönem Almanya ile ABD arasında krize neden oldu  Alman "Bild" gazetesinin "Bremenli Taliban" diye andığı, Alman vatandaşı Murat Kurnaz, ABD'yi hedef alan 11 Eylül saldırılardan kısa bir süre sonra Pakistan'da tutuklanmış ve Guantanamo tutuklu kampına gönderilmişti.
 
SORGULANDI, İŞKENCE GÖRDÜ 
 
Burada yaklaşık 5 yıl boyunca sorgulandı, işkence gördü, terörist damgası yedi. Sorgulamalardan bir sonuç alamayınca Amerikan hükümetinin Kurnaz'ı Almanya'ya teslim etmek istediği ama o dönemin Alman hükümetinin buna yanaşmadığı da skandal olarak tarihe geçti. Murat Kurnaz, özellikle avukatı Bernhard Docke'nin ısrarlı çabaları sonrasında 2006 yılında serbest bırakıldı ve Guantanamo'dan Almanya'ya gönderildi.
 
Boris Vian’dan bir aşk hikayesi 
 
Boris Vian’ın aynı isimli romanından uyarlanan Günlerin Köpüğü, yönetmen Michel Gondry tarafından beyazperdeye taşındı. Romanın baş kahramanları Colin ve Chloe’ye Romain Duris ve Audrey Tautou hayat veriyor. Gerçeküstü ve şiirsel hikayede, idealist vemucit bir genç olan Colin, Chloe adında Duke Ellington’ın Blues’larından birinin dünyaya gelmiş haline benzeyen genç bir kadınla tanışır. Bir aşk hikayesi olan evlilikleri Chloe’nin ilginç bir hastalığa yakalanması ve ciğerlerinde büyüyen nilüfer çiçeğiyle hüzne dönüşür. Paris’te ise Colin gitgide daha absürt işlerde çalışarak Chloe’yi iyileştirmeye çalışır
 
Günlerin Köpüğü 
 
Yönetmen: Michel Gondry Oyuncular: Romain Duris, Audrey Tautou
 
Kaynak:bugun.com.tr
Kategori Sinema
Tarihi Emek Sineması’nın tamamen yıkıldığı haberleri üzerine Türk Mühendis ve Mimar Odaları (TMMOB) Büyükkent Şubesi’nde basın açıklaması ve bilgilendirme toplantısı düzenlendi.
 
Toplantıya katılan Muhteşem Yüzyıl oyuncusu Tuncel Kurtiz, Emek Sineması'nın aslına uygun yapılacağına inanmadığını belirterek, "Cumhuriyet tarihimizin önemli binalarından bir tanesi daha gitti. Ankara ve İstanbul tarihinin yok edildiğini görüyoruz." dedi.
 
Beyoğlu’ndaki tarihi Emek Sineması’nın tamamen yıkıldığına dair fotoğraf ve görüntüler sosyal paylaşım sitelerinde yayınlandı. Bunun üzerine TMMOB Büyükkent Şubesi’nde uzmanlar ve sanat dünyasından isimlerin de katılımıyla bir basın açıklaması ve bilgilendirme toplantısı yapıldı. Toplantıya İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeynep Ahumbay, Prof. Dr.Cevat Erder, Mimarlar Odası adına Mücella Yapıcı, yönetmenler Erden Kral ve Pelin Esmer ile oyuncular Tuncel Kurtiz ve Ahmet Rıfat Şungar katıldı.
 
Toplantıda Mimarlar Odası adına kültür varlıklarının korunması için önemli bir mücadele verildiği vurgulanarak, kamusal alanların korunması için gösterilen çabanın devam edeceği belirtildi. Emek Sineması’nın yıkılmasının sadece mimar ve sanatçıların sorunu olmadığı, bütün toplumun kültür değerlerinin yıkılmasından dolayı toplumun da bu konuda duyarlı olması gerektiği kaydedildi.
 
Emek Sineması ile ilgili gelişmeleri ve tarihi süreci anlatan Mücella Yapıcı, 1976 yılından beri bu yerle ilgili çeşitli girişimlerin olduğunu ancak bu girişimlerin atlatıldığını anlattı. Yapıcı, “Hepimizin gözleri önünde cereyan eden bir hukuk ve kültür mirası katliamı olmaktadır. Bu süreç 1976’lara dayanıyor. Katledilen kültür mirası kamuya ait bir alan ve kamusal kültür varlığı.” ifadelerini kullandı. Yapıcı, binanın tarihi sürecini ve bu süreçte yaşanan sorunları da anlattı.
 
Oyuncu Tuncel Kurtiz de sinemanın aslına uygun yapılacağına inanmadığını söyledi. İstanbul ve Ankara’nın bir kültür merkezi haline getirilmek istendiğini ancak tam bunun aksine hareket edildiğini savunan Kurtiz, “Sonunda bunu da gördük. Cumhuriyet tarihimizin önemli binalarından bir tanesi daha gitti. Ankara ve İstanbul tarihinin yok edildiğini görüyoruz. Emik Sineması büyük bir acı olarak içimizde kaldı. Acıdır ki; bir şey yapamadık. Günümüzdeki rant adına kültür mirasları yok ediliyor. Aslına uygun yapacaklarını söylemeleri pek inandırıcı gelmiyor. Muhafazakarız diyorlar ancak hani bizim muhafazakarlığımız. ” dedi.
 
kaynak:bugun.com.tr